Her Gün Yazmazsam Rahatsız Oluyorum
Her Gün Yazmazsam Rahatsız Oluyorum
Merhaba,
Çok okuduğunu görüyorum...
Sanırım artık yazman gerek.
Homongolos'u neden sorduğumu sorman bile bunu gösteriyor.
Yazmada geç kalırsan sıkıntı yaşarsın...
Soruların yanıtlarını ya da nedenlerini ve niçinlerini zamanla düşünmek yerine yazıp kayıt altına almak daha iyidir.
Bazı konuları yıllar sonra, "keşke yazsaydım" demek bir yarar sağlamıyor. Çünkü yıllar sonra geriye dönüş yaptığında bellekte var olan çok şey geri gelmeyebiliyor. Gelenler ancak çok iz bırakanlar oluyor.
Ben 1983 yılında geriye dönüş yaptığımda 1962'ye dönüş yapabilmiştim. Yani yaklaşık 20 yıl öncesinden itibaren yazmaya başladım ve 12 Eylüle kadar geldim, birinci bölüm dedim. İkinci bölüm ise sürüyor elbette. Çünkü daha yeni ve canlı anılar var, hatta çoğu gazete sayfalarına aktarılmış, kitaplara girmiş.
Bilmem sen kaç yıl geriye dönüş yapabilirsin?
Hani mektuptan söz etmiştin ve o zaman hemen aklıma Özlem'e 2006 yılında yazdığım mektup gelmişti.
“Mektup, arkadaş gibidir.
Göremediğin, görüşemediğin, uzakta kaldığın annenin, babanın, kardeşin, eşin, dostun, sevdalının, arkadaşın yazılı sesidir.
Ne kadar güzel cümlelerle, ne kadar güzel haberlerle karşılaşırsan
o kadar mutlu olursun."
16 Mart 2006/Ankara
Aslında "Eski Bir Veda Mektubu" taşıyan bir mektubun girişi idi bunlar.
Eğer o zaman yazmasaydım, daha sonra yazabilir midim bilemiyorum.
Hemen ardından şunları yazmışım ve oldukça da uzatmışım.
"Bir mektubu bile benden esirgedin. Ben iki yıl mektubunu bekledim, sen sabahı bile beklemedin bir ileti için. .."
Geriye dönüşlerde ayrıntıyı yakalamak zor olduğundan anında yazmanın daha uygun olduğunu düşünüyorum. O zaman yazmışım işte...
“Daha önce de belirtmiştim telefonda, hiç mektup almamıştım. İlk defa sizden geldi” diyordu mektuplarından birinde. Ben ise yazmayı yaşam biçimi gibi düşünüyordum ve her gün yazmazsam rahatsız oluyordum. Çok mektup yazdım, çok şiir yazdım...
“Başkalarını Mutlu Edebilme Mutluluğu” (1993) benim ilk köşe yazımın başlığı. Kendi kalemimden yaşamöykümde de bu deyimi kullandım (Arguvan Olgusu dergisinin geçen hafta çıkan sayısında yayınlandı), birçok internet sitesinde ve kendi sitemde de (Süleyman Özerol adlı Kullanıcının alanı) var. Amacım hep bu oldu (Çünkü insanın çevresindekiler mutlu olursa kendisi de mutlu olur) insanlarla ilişkilerimde.
“Çıkar” üzerine kurulu dünyada, çıkarını düşünmeyen bir sen mi varsın?” diyebilir, eleştiri yönetebilirsin. Bu senin en doğal düşüncen olabilir. Ama ben buyum! (Bunlar da 2008 yılından)
Şimdi, "Bana özel yaşamından söz etme diyordun, sen özel yaşamından söz ediyorsun" diyeceksin. Elbette ki haklısın... Ama ben sana mektup yazmaya söz verdiğim için yazdım bunları...
Selam ve sevgilerimi iletiyorum...
Süleyman ÖZEROL
26 Ağustos 2015, Ballıkaya
Çok okuduğunu görüyorum...
Sanırım artık yazman gerek.
Homongolos'u neden sorduğumu sorman bile bunu gösteriyor.
Yazmada geç kalırsan sıkıntı yaşarsın...
Soruların yanıtlarını ya da nedenlerini ve niçinlerini zamanla düşünmek yerine yazıp kayıt altına almak daha iyidir.
Bazı konuları yıllar sonra, "keşke yazsaydım" demek bir yarar sağlamıyor. Çünkü yıllar sonra geriye dönüş yaptığında bellekte var olan çok şey geri gelmeyebiliyor. Gelenler ancak çok iz bırakanlar oluyor.
Ben 1983 yılında geriye dönüş yaptığımda 1962'ye dönüş yapabilmiştim. Yani yaklaşık 20 yıl öncesinden itibaren yazmaya başladım ve 12 Eylüle kadar geldim, birinci bölüm dedim. İkinci bölüm ise sürüyor elbette. Çünkü daha yeni ve canlı anılar var, hatta çoğu gazete sayfalarına aktarılmış, kitaplara girmiş.
Bilmem sen kaç yıl geriye dönüş yapabilirsin?
Hani mektuptan söz etmiştin ve o zaman hemen aklıma Özlem'e 2006 yılında yazdığım mektup gelmişti.
“Mektup, arkadaş gibidir.
Göremediğin, görüşemediğin, uzakta kaldığın annenin, babanın, kardeşin, eşin, dostun, sevdalının, arkadaşın yazılı sesidir.
Ne kadar güzel cümlelerle, ne kadar güzel haberlerle karşılaşırsan
o kadar mutlu olursun."
16 Mart 2006/Ankara
Aslında "Eski Bir Veda Mektubu" taşıyan bir mektubun girişi idi bunlar.
Eğer o zaman yazmasaydım, daha sonra yazabilir midim bilemiyorum.
Hemen ardından şunları yazmışım ve oldukça da uzatmışım.
"Bir mektubu bile benden esirgedin. Ben iki yıl mektubunu bekledim, sen sabahı bile beklemedin bir ileti için. .."
Geriye dönüşlerde ayrıntıyı yakalamak zor olduğundan anında yazmanın daha uygun olduğunu düşünüyorum. O zaman yazmışım işte...
“Daha önce de belirtmiştim telefonda, hiç mektup almamıştım. İlk defa sizden geldi” diyordu mektuplarından birinde. Ben ise yazmayı yaşam biçimi gibi düşünüyordum ve her gün yazmazsam rahatsız oluyordum. Çok mektup yazdım, çok şiir yazdım...
“Başkalarını Mutlu Edebilme Mutluluğu” (1993) benim ilk köşe yazımın başlığı. Kendi kalemimden yaşamöykümde de bu deyimi kullandım (Arguvan Olgusu dergisinin geçen hafta çıkan sayısında yayınlandı), birçok internet sitesinde ve kendi sitemde de (Süleyman Özerol adlı Kullanıcının alanı) var. Amacım hep bu oldu (Çünkü insanın çevresindekiler mutlu olursa kendisi de mutlu olur) insanlarla ilişkilerimde.
“Çıkar” üzerine kurulu dünyada, çıkarını düşünmeyen bir sen mi varsın?” diyebilir, eleştiri yönetebilirsin. Bu senin en doğal düşüncen olabilir. Ama ben buyum! (Bunlar da 2008 yılından)
Şimdi, "Bana özel yaşamından söz etme diyordun, sen özel yaşamından söz ediyorsun" diyeceksin. Elbette ki haklısın... Ama ben sana mektup yazmaya söz verdiğim için yazdım bunları...
Selam ve sevgilerimi iletiyorum...
Süleyman ÖZEROL
26 Ağustos 2015, Ballıkaya



Yorumlar
Yorum Gönder