Cezaevine Mektup

GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUPLAR-V

(Cezaevine Mektup)

Sayın Armutlu,

Yerel basının hangi koşullarda yaşamını sürdürmeye çalıştığını 1998 Haziranında Malatya Yorumun yazı işleri müdürlüğüne başladığımda daha iyi anladım. Ondan önce mi?.. 27 Şubat 1998’e kadar sınıf öğretmenliği yapmaktaydım. Yirmi altı yıllık çalışmadan sonra emekli oldum.
Gerçekten de Malatya gibi bir yerde yerel gazete olarak varlığını sürdürmek o kadar kolay da değil. Başka yerlerdeki yerel gazetelerin de bizden farklı konumda olduğunu sanmıyorum. Herkese pencere olma kaygısıyla hareket ederken, herkese hitap edebilmek ve yeterli olmak da zorlaşıyor. Arkamızda herhangi bir holding olmadığı gibi, okurlarımızın maddi-manevi katkıları ile yerel sorunlara ağırlık vererek yaşamımızı sürdürmeye çalışırken pek çok zorlukla karşılaşıyoruz.
İnsanların bireyselliği ön plana çıkararak toplumsal kaygılarını ve duyarlılıklarını bilinçaltına attığı sürece sayfalarımıza yansıyanlar da yetersiz kalıyor. Birey olmanın, iradenin özgürleşmesinin ve toplumsallaşmanın demokrasiyi özümsemekten geçtiğini unuttuğumuz zaman yabancılaşmanın kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. İnsanın kendine yabancılaşması kadar da toplumsal dengeyi bozacak bir etken olamaz.
Sizi tanımıyorum ama gazetemiz adına bana mektup yazmanıza memnun oldum. Konumlarımız ayrı olabilir. Sizin teniniz beyaz, benimki siyah olabilir. Siz Konyalı ile oynayabilirken, ben bir Arguvan türküsü ile hüzünlenebilirim...

Yüksektir ayvanı yele karşıdır
Bülbülün figanı güle karşıdır
Bakman benim gülüp eğlendiğime
Benim eğlenmem ele karşıdır


Ancak, en önemli bir ortak özelliğimiz var; insan olmak!

Şair, “Mahpusluk zor zanaat” der, ama yaşamın kendisi zor zanaat aslında. Arkadaşınıza gönderdiğim “Televizyonu Nasıl Buldum?” adlı kitapçığımı okuduysanız nasıl zorluklarla karşılaştığımı, bununla birlikte kültür-sanat olayıyla ilişkilerimi göreceksiniz.
Saz çalıp söylemek, resim yapmak, gazete-dergi-kitap hazırlamak, televizyon-radyo programları yapmak ve programlara katılmak, makale yazmak, halk kültürü ile ilgili derleme-araştırma çalışmaları yapmak gibi uğraşı alanlarım ve bunlarla birlikte sivil toplum örgütlerinde etkinliklerim var.
Ne demişti ressam Balaban?
“Sanat, yaşantının izdüşümüdür.”
Sanat, yaşantının izdüşümü, kültür ise kendisidir, yaşam biçiminin yansımasıdır. Kabul ederiz-etmeyiz, beğeniriz-beğenmeyiz o başka. Çünkü yaşam biçimlerinin farklılığı kaçınılmazdır ve kültürel farklılaşmayı da getirir. Kültürü, toplumsal yaşamın ifadesi olduğu gerçeğinden hareketle çok önemsiyorum. Halk kültürü alanındaki çalışmalarımı kitap bütünlüğüne kavuşturmaya çalışıyorum.
Neden mi bu kadar uzun yazdım?
Teknolojik iletişim araçlarının gelişmesi, mektup olayını çok geri plana itti. Daha önce de değindiğim gibi kendimize yabancılaştık. Aynı apartmanda oturanlar birbirini tanımıyor, kapı komşular birbiriyle selamlaşmıyor. Ama ben size yaşamın çiçek tozlu bahçesinden yazıyorum... 

28 Mart 2000
Süleyman ÖZEROL

"Gönderilmemiş Mektuplar-IV: Yaşamın Çiçek Tozlu Bahçesinden" başlığı altında Malatya Yorum gazetesinde (28 Mart 2000) ve www.malatyahaber.com. sitesinde yayınlandı.

Yorumlar

Popüler Yayınlar