İnsanlar bileşik kaplar gibidir
İnsanlar bileşik kaplar gibidir
Merhaba,
"Mektup, arkadaş gibidir" diye başlamıştım sana ilk yazdığım mektuplardan birinde. Yakın zamanda kime mektup yazsam hep bu cümleler ve de sen aklıma geliyorsun.
"Mektup, arkadaş gibidir. Göremediğin, görüşmediğin, uzakta kaldığın annenin, babanın, kardeşin, eşin, dostun, sevdalının arkadaşın yazılı sesidir.
Ne kadar güzel cümlelerle, ne kadar güzel haberlerle karşılaşırsan o kadar mutlu olursun. Sanki de yanındadırlar."
(Özlem'e Mektuptan, 16 Mart 2001, Malatya)
Sana yazdığım bazı mektupları şiirselliğinden dolayı şiir biçimine dönüştürdüm ve yayınladım. Zaman zaman okudukça hep seni anımsıyorum.
Biliyorum ki insanlar bileşik kaplar gibidir. Eksilen yanlarını doldurmak ve dengeyi korumak için çok çaba harcarlar. Eksilen yanlar dolmadıkça sorunlar bitmez. Fazla zorlanırsa da taşar, dökülür, saçılır. O zamanlarda sen de boşlukları doldurmak için tana kadar benimle yazışıyor ve konuşuyordun. Şimdi ise senin ve benim yerimi başkaları dolduruyor olmalı ki iletişim kurmuyor, bir selamı bile esirgiyorsun.
Handan Hanım beni sığınılacak bir limana benzetmişti.
Ilımansın ılgıt ılgıt baharsın
Bir bakarsın kasırgasın tufansın
En güzeli sığınacak limansın
Sen duygular adamısın şairim
Pakize Hanım'a bu şiirden söz ettiğimde babacan tavırlarımın özellikle derdini dökmek isteyenleri çektiğini anlatıp durdu. Birisi hiçbir şeyden anlamadığımı söylerken, bir başkası kendisine karşı "anlayışsız" olduğumu öne sürdü. Daha bir başkası her şeyi çok iyi kavradığımı ve anladığımı, önsezilerimin çok güçlü olduğunu belirtirken, bir başkası beni "köylülük"le suçladı!
Öyle ya da böyle hepsini toplarsak; dertliler, sorunlular beni buluyor diyebilirim. Onlara derman mı oluyorum acaba? Sanmıyorum, belki bir doktor olsam neyse. Ancak görünen bir şey var ki kapımı çalan çok. Yalnızca dertleri, sorunları olan değil, özellikle halk kültürü alanında ödev, tez hazırlayanlar, araştırma yapanlar, bilgi edinmek isteyenler de var. Çocukluğumun dokusunda var olan kalıtsal etkilerden resim yontu yapmam, müzik yeteneğim, el becerilerim, çok okuyup yazmam, güzel konuşmam, insanlara içten ve sıcak yaklaşımım önemli etkenlerden olmalı.
Kalbimin sağda oluşu, çok derneğe üye olmam ve daha başka özelliklerimi de katarsak ve hepsini birden toplarsak yine de bir adam eder diye düşünüyorum. Ya da hepsi bir adam ediyor mu desem? İşte hepsi bir adam eden ya da hepsini yapan bir adam olan ben, daha birkaç gün önce oksijeni bol olan Ballıkaya'nın dağlarında geldim ve kirli havalı başkentin caddelerinde, sokaklarında yalnız dolaşıyorum.
Acılı yüzler, donuk bakışlar, sahte gülüşler, fazladan boyalı kadınlar, upuzun topuklar, bazı erkeklerin kulaklarından sarkan küpeler, her köşe başında avuç açmış, "Allah rızası" diye yakaranlar ve daha pek çok şey. Ayak sesleri, araba sesleri, şarkılar, kuş sesleri, satıcı sesleri, ezan sesi ve daha pek çok ses bu kalabalıkla birlikte beni rahatsız ediyor. O kadar çok kalabalık ki bir sen yoksun.
Sesini ne zaman duyacağım diye bekleyip duruyorum. Göremediğimsin, dokunamadığımsın, duyamadığımsın, ulaşamadığımsın, konuşamadığımsın. Hayalimde biçimin yok, kokun yok, rengin yok, sen yoksun.
Ne demişti şair Ayhan Kırdar "Soyunuk Sonat" şiirinde?
Dikenli derelerinde bulanık sular
Bulanık sularda yüzen balıklar
Görün bir kez Tanrım görün artık
Yoksa unutacaklar
Gel görün, gel görün!
Gel, yoksa unutacağım.
Selam ve sevgilerimi iletiyor, yaşamında başarılar, sağlıklı günler diliyorum.
6 Kasım 2015, Ankara
Radikal Blog, 11 Kasım 2015
Merhaba,
"Mektup, arkadaş gibidir" diye başlamıştım sana ilk yazdığım mektuplardan birinde. Yakın zamanda kime mektup yazsam hep bu cümleler ve de sen aklıma geliyorsun.
"Mektup, arkadaş gibidir. Göremediğin, görüşmediğin, uzakta kaldığın annenin, babanın, kardeşin, eşin, dostun, sevdalının arkadaşın yazılı sesidir.
Ne kadar güzel cümlelerle, ne kadar güzel haberlerle karşılaşırsan o kadar mutlu olursun. Sanki de yanındadırlar."
(Özlem'e Mektuptan, 16 Mart 2001, Malatya)
Sana yazdığım bazı mektupları şiirselliğinden dolayı şiir biçimine dönüştürdüm ve yayınladım. Zaman zaman okudukça hep seni anımsıyorum.
Biliyorum ki insanlar bileşik kaplar gibidir. Eksilen yanlarını doldurmak ve dengeyi korumak için çok çaba harcarlar. Eksilen yanlar dolmadıkça sorunlar bitmez. Fazla zorlanırsa da taşar, dökülür, saçılır. O zamanlarda sen de boşlukları doldurmak için tana kadar benimle yazışıyor ve konuşuyordun. Şimdi ise senin ve benim yerimi başkaları dolduruyor olmalı ki iletişim kurmuyor, bir selamı bile esirgiyorsun.
Handan Hanım beni sığınılacak bir limana benzetmişti.
Ilımansın ılgıt ılgıt baharsın
Bir bakarsın kasırgasın tufansın
En güzeli sığınacak limansın
Sen duygular adamısın şairim
Pakize Hanım'a bu şiirden söz ettiğimde babacan tavırlarımın özellikle derdini dökmek isteyenleri çektiğini anlatıp durdu. Birisi hiçbir şeyden anlamadığımı söylerken, bir başkası kendisine karşı "anlayışsız" olduğumu öne sürdü. Daha bir başkası her şeyi çok iyi kavradığımı ve anladığımı, önsezilerimin çok güçlü olduğunu belirtirken, bir başkası beni "köylülük"le suçladı!
Öyle ya da böyle hepsini toplarsak; dertliler, sorunlular beni buluyor diyebilirim. Onlara derman mı oluyorum acaba? Sanmıyorum, belki bir doktor olsam neyse. Ancak görünen bir şey var ki kapımı çalan çok. Yalnızca dertleri, sorunları olan değil, özellikle halk kültürü alanında ödev, tez hazırlayanlar, araştırma yapanlar, bilgi edinmek isteyenler de var. Çocukluğumun dokusunda var olan kalıtsal etkilerden resim yontu yapmam, müzik yeteneğim, el becerilerim, çok okuyup yazmam, güzel konuşmam, insanlara içten ve sıcak yaklaşımım önemli etkenlerden olmalı.
Kalbimin sağda oluşu, çok derneğe üye olmam ve daha başka özelliklerimi de katarsak ve hepsini birden toplarsak yine de bir adam eder diye düşünüyorum. Ya da hepsi bir adam ediyor mu desem? İşte hepsi bir adam eden ya da hepsini yapan bir adam olan ben, daha birkaç gün önce oksijeni bol olan Ballıkaya'nın dağlarında geldim ve kirli havalı başkentin caddelerinde, sokaklarında yalnız dolaşıyorum.
Acılı yüzler, donuk bakışlar, sahte gülüşler, fazladan boyalı kadınlar, upuzun topuklar, bazı erkeklerin kulaklarından sarkan küpeler, her köşe başında avuç açmış, "Allah rızası" diye yakaranlar ve daha pek çok şey. Ayak sesleri, araba sesleri, şarkılar, kuş sesleri, satıcı sesleri, ezan sesi ve daha pek çok ses bu kalabalıkla birlikte beni rahatsız ediyor. O kadar çok kalabalık ki bir sen yoksun.
Sesini ne zaman duyacağım diye bekleyip duruyorum. Göremediğimsin, dokunamadığımsın, duyamadığımsın, ulaşamadığımsın, konuşamadığımsın. Hayalimde biçimin yok, kokun yok, rengin yok, sen yoksun.
Ne demişti şair Ayhan Kırdar "Soyunuk Sonat" şiirinde?
Dikenli derelerinde bulanık sular
Bulanık sularda yüzen balıklar
Görün bir kez Tanrım görün artık
Yoksa unutacaklar
Gel görün, gel görün!
Gel, yoksa unutacağım.
Selam ve sevgilerimi iletiyor, yaşamında başarılar, sağlıklı günler diliyorum.
6 Kasım 2015, Ankara
Radikal Blog, 11 Kasım 2015


Yorumlar
Yorum Gönder