Umutla Beklemek Acele Etmekten İyidir
Umutla Beklemek Acele Etmekten İyidir
Merhaba,
Uzun zamandır yazmak istememe karşın bazı işlerimden dolayı ancak bugün yazıyorum.
Hani bir zamanlar birkaç dize yazmıştım…
Herkesi aradım
Seni aramadım
Hasretim bitmesin diye
Hasret denince aklıma hep Âşık Veysel'in, “Kavuşamazsan aşk olur” sözü gelir.
“Kavuşunca gerçekten aşk biter mi?” sorusunu da sormadan edemiyorum.
Aşkın tanımlamasına bakalım…
“Bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusu”, “Karşı cinslerin birbirine duydukları bedensel ve ruhsal güçlü duygu ve sevgi ilişkisi…”
Elbette ki ‘derin sevgi durumu’, ‘sevda’, ‘üçüncü kişilerin olmaması’ gibi pek çok kısa tanımlamaya da rastlarız. Mutlaka herkesin de kendine göre tanımı vardır.
Aşkın türlerine girmek istemiyorum ama burada sözü edilen “Kavuşamazsan aşk olur” söylemi üzerine yazmak istiyorum.
Sevgiliye, sevdalıya kavuşunca o sevgi ve bağlılık duygusu ortadan kalkıyor mu? Kavuşunca özlem, hasret, yoksunluk sonra eriyor mu? Sorularına yanıt vermek gerekiyor.
Âşık Veysel’in gözü göremiyordu ama gönül gözü çok güçlü görüyordu. Kavuşunca göz ve gönül gözü o kadar hoşnut oluyor olmalı ki; aşkın, kavuşmayla mutluluk getirdiğine hükmetmiş.
Nereden bakılırsa bakılsın, olay ruhsal yapı ile ilgili. Aşkı bağlıktan ibaret olarak kabul edenler olduğu gibi, aşırı bağlılıkların ruhsal sorun olduğunu öne sürerek eleştirenler de var. Öyle ya da böyle aşkta sevgi ve bağlılık önemli bir etmen…
İnsanın sevdiği birini ya da sevdiği bir şeyi görmesi, onun elini tuttum gözlerine bakması, okşaması, konuşması, sevişmek de dâhil bazı eylemleri birlikte yapması heyecanı arttırmaz mı? Hele de iki sevdalının yaşamı birlikte sürdürme kararı alması ve geleceği planlanması da ayrı bir konu…
Yaşama yön veren istem ve tutkular, gelecek için önem taşır. İnsanların yaşam sürecinde benliğine, kişiliğine etki eden durumlardır. Bunların yanına toplumsal beklenti olan çocuk konusu da eklersek; soyun sürmesi, aile denen kurumun oluşması ve varlığını sürdürmesi gündeme gelir.
İçgüdüsel dürtülerin sonucu olarak yalnızca cinsel ilişki yaşamak, evliliğe ve aile kurmaya sıcak bakmamak günümüz toplumlarında yaygın bir duruma gelmiş diyebiliriz. Bu durum her ne kadar geleneksel aile yapısına sahip toplumlara ters bir durum olsa da; insanların yaşamlarından kendilerinin sorumlu olması nedeniyle elbette ki tartışmalı bir durum ortaya çıkmış oluyor.
Toplumsal gelenekçilik ne derse desin, “Herkes kendi payına yaşar” ve önce kendisinden sorumludur. Birlikte yaşamada ise ortak kararlar almak çiftlerin işidir...
Daha yüz yüze gelmeden, ellerini tutmadan, tenine ve nefesine dokunmadan neler yazdım görüyor musun? İnsanın duygu ve düşüncelerini aktarması için karşı karşıya olması gerekmiyormuş. Bilim ve teknik o kadar hızla gelişiyor ki; insanlar teknik iletişimle insanlar ve diğer varlıklarla görüntü ve sesleriyle birlikte bir arada olabiliyorlar.
Bilmem sana daha önce yazmış mıydım? Her internete girişimde ileti yazmak istersem ileti adresimin şifresi seni anımsatıyor bana. Her gün üç beş kez bunu yineliyorum. Sen ise bir gidip bir geliyorsun.
Belki bir gün karşılaşır, belki de hiç karşılaşmayız.
“Bir gün karşılaşınca bu ilgi biter mi?” diye düşündüğünü söylemiştin. Önsezilerimiz ne kadar güçlü olursa olsun, ‘an’ın ne getirip ne götüreceğini kesin olarak bilemiyoruz. Ancak çok çirkin bir görünüme mi büründü acaba diyorum. Sonra ne fark eder ki; önemli olan insanın bedensel yapısı değil, iç yapısıdır diyorum. Sonra yine düşünüyorum; “Kul kurban olan iletişimi keser de kaybolur mu?” diyorum. Bütün bunlara kendin yanıt vermelisin. İşte o zaman içtenliğini anlayacağım. Hadi, yanıt yaz bana…
Ama her ne olursa olsun, benim için ‘var’ olan birisin ve sana bunları yazmam güzel bir şey oldu. Karşımdaki biriyle söyleşmiş gibi oldum.
İnsanlarda beklenti, her zaman daha sağlıklı kararlar almada etkili olan bir durumdur. Umudu yitirmeden beklemek de acele etmekten her zaman iyidir.
Umudumu yitirmedim…
Umudunu yitirme…
Görüşmek dileğiyle…
Ballıkaya, 2 Temmuz 2024
Merhaba,
Uzun zamandır yazmak istememe karşın bazı işlerimden dolayı ancak bugün yazıyorum.
Hani bir zamanlar birkaç dize yazmıştım…
Herkesi aradım
Seni aramadım
Hasretim bitmesin diye
Hasret denince aklıma hep Âşık Veysel'in, “Kavuşamazsan aşk olur” sözü gelir.
“Kavuşunca gerçekten aşk biter mi?” sorusunu da sormadan edemiyorum.
Aşkın tanımlamasına bakalım…
“Bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusu”, “Karşı cinslerin birbirine duydukları bedensel ve ruhsal güçlü duygu ve sevgi ilişkisi…”
Elbette ki ‘derin sevgi durumu’, ‘sevda’, ‘üçüncü kişilerin olmaması’ gibi pek çok kısa tanımlamaya da rastlarız. Mutlaka herkesin de kendine göre tanımı vardır.
Aşkın türlerine girmek istemiyorum ama burada sözü edilen “Kavuşamazsan aşk olur” söylemi üzerine yazmak istiyorum.
Sevgiliye, sevdalıya kavuşunca o sevgi ve bağlılık duygusu ortadan kalkıyor mu? Kavuşunca özlem, hasret, yoksunluk sonra eriyor mu? Sorularına yanıt vermek gerekiyor.
Âşık Veysel’in gözü göremiyordu ama gönül gözü çok güçlü görüyordu. Kavuşunca göz ve gönül gözü o kadar hoşnut oluyor olmalı ki; aşkın, kavuşmayla mutluluk getirdiğine hükmetmiş.
Nereden bakılırsa bakılsın, olay ruhsal yapı ile ilgili. Aşkı bağlıktan ibaret olarak kabul edenler olduğu gibi, aşırı bağlılıkların ruhsal sorun olduğunu öne sürerek eleştirenler de var. Öyle ya da böyle aşkta sevgi ve bağlılık önemli bir etmen…
İnsanın sevdiği birini ya da sevdiği bir şeyi görmesi, onun elini tuttum gözlerine bakması, okşaması, konuşması, sevişmek de dâhil bazı eylemleri birlikte yapması heyecanı arttırmaz mı? Hele de iki sevdalının yaşamı birlikte sürdürme kararı alması ve geleceği planlanması da ayrı bir konu…
Yaşama yön veren istem ve tutkular, gelecek için önem taşır. İnsanların yaşam sürecinde benliğine, kişiliğine etki eden durumlardır. Bunların yanına toplumsal beklenti olan çocuk konusu da eklersek; soyun sürmesi, aile denen kurumun oluşması ve varlığını sürdürmesi gündeme gelir.
İçgüdüsel dürtülerin sonucu olarak yalnızca cinsel ilişki yaşamak, evliliğe ve aile kurmaya sıcak bakmamak günümüz toplumlarında yaygın bir duruma gelmiş diyebiliriz. Bu durum her ne kadar geleneksel aile yapısına sahip toplumlara ters bir durum olsa da; insanların yaşamlarından kendilerinin sorumlu olması nedeniyle elbette ki tartışmalı bir durum ortaya çıkmış oluyor.
Toplumsal gelenekçilik ne derse desin, “Herkes kendi payına yaşar” ve önce kendisinden sorumludur. Birlikte yaşamada ise ortak kararlar almak çiftlerin işidir...
Daha yüz yüze gelmeden, ellerini tutmadan, tenine ve nefesine dokunmadan neler yazdım görüyor musun? İnsanın duygu ve düşüncelerini aktarması için karşı karşıya olması gerekmiyormuş. Bilim ve teknik o kadar hızla gelişiyor ki; insanlar teknik iletişimle insanlar ve diğer varlıklarla görüntü ve sesleriyle birlikte bir arada olabiliyorlar.
Bilmem sana daha önce yazmış mıydım? Her internete girişimde ileti yazmak istersem ileti adresimin şifresi seni anımsatıyor bana. Her gün üç beş kez bunu yineliyorum. Sen ise bir gidip bir geliyorsun.
Belki bir gün karşılaşır, belki de hiç karşılaşmayız.
“Bir gün karşılaşınca bu ilgi biter mi?” diye düşündüğünü söylemiştin. Önsezilerimiz ne kadar güçlü olursa olsun, ‘an’ın ne getirip ne götüreceğini kesin olarak bilemiyoruz. Ancak çok çirkin bir görünüme mi büründü acaba diyorum. Sonra ne fark eder ki; önemli olan insanın bedensel yapısı değil, iç yapısıdır diyorum. Sonra yine düşünüyorum; “Kul kurban olan iletişimi keser de kaybolur mu?” diyorum. Bütün bunlara kendin yanıt vermelisin. İşte o zaman içtenliğini anlayacağım. Hadi, yanıt yaz bana…
Ama her ne olursa olsun, benim için ‘var’ olan birisin ve sana bunları yazmam güzel bir şey oldu. Karşımdaki biriyle söyleşmiş gibi oldum.
İnsanlarda beklenti, her zaman daha sağlıklı kararlar almada etkili olan bir durumdur. Umudu yitirmeden beklemek de acele etmekten her zaman iyidir.
Umudumu yitirmedim…
Umudunu yitirme…
Görüşmek dileğiyle…
Ballıkaya, 2 Temmuz 2024



Yorumlar
Yorum Gönder