Ey Sevgili Kadın
Ey Sevgili Kadın
Ey sevgili kadın,
Sen anasın, sen yarsın... Didinirsin dünü gün evde. Bir büyüğe, bir hastaya, bir evlada koşarsın. Hele de torun olursa, daha bir çırpınırsın. Dünyanın yükü omzunda, yorgunsun her gün. Yorgunluğun kimin umurunda ki?
Sahi on üçte mi, on beşte mi anne oldun? Çoluk çocuğa karıştın daha çocuk yaşında iken. Yıllardır sevdan bitmez.
Yaşayamadığın çocukluk ve gençliğini, yaşadıklarını gel de anlat bir sırasında… Yaşamının acıları yanık sesine yansımış. Söylediğin türküler bir kulağımdan girse de diğerinden çıkmaz. Mıh gibidir usumda, dalgalanır duygularım arasında, bir türlü bir yere oturmaz.
Yeter, yeter artık ey sevgili kadın! Bu kadar dertli söyleme. Seni ne zaman dinlesem saçlarım dikelir, kaybolurum gözlerinin karasında.
Satırlarıma girdin ve yüzünü görmeden ezberledim. Gülkurusu yüzün hüznünü saklar. Ancak çektiklerin sanki alnındaki çizgilerin arasında yazılı gibidir.
Gel gitme, kırma sol yanımı, üzme yüreğimi. Gidersen kırılır bir bir umutlarım, kesilir aşım ekmeğim suyum, öksüz kalır şiirlerim. Gecelerime yıldız doğmaz, naçar kalır bugünüm yarınım. Gel gitme, biliyorsun ki seni çok seviyorum.
Sana ne çok ihtiyacım var, çok özledim seni. Yar özlemi, bir de sırdaşımsın. Çok arzuluyorum seni, ancak çok uzaklardasın. Olsun, ben böyle de mutluyum.
Arasan ne fark eder, aramasan ne fark eder...
Peki, ben arasam ölür müsün?
Yoooo! Ama ölmeni istemem...
Acaba bir süreliğine ‘meşgul’ mu olmuştuk? Acaba boşluk mu doldurmuştuk? “Elbet bir gün karşılaşırız” diye düşündüğümü sana birçok kez söylemiştim. Evet, bir gün mutlak karşılaşacağız. Ancak nerede, ne zaman ve nasıl, onu bilemem…
Günü doldurduğum kişilerin galiba keyfi yerine gelince veda etmeden gidiyorlar. Ancak, veda etmeden giden mutlaka döner; sen, sakın dönme!
Sahi on üçte mi, on beşte mi anne oldun? Çoluk çocuğa karıştın daha çocuk yaşında iken. Yıllardır sevdan bitmez.
Yaşayamadığın çocukluk ve gençliğini, yaşadıklarını gel de anlat bir sırasında… Yaşamının acıları yanık sesine yansımış. Söylediğin türküler bir kulağımdan girse de diğerinden çıkmaz. Mıh gibidir usumda, dalgalanır duygularım arasında, bir türlü bir yere oturmaz.
Yeter, yeter artık ey sevgili kadın! Bu kadar dertli söyleme. Seni ne zaman dinlesem saçlarım dikelir, kaybolurum gözlerinin karasında.
Satırlarıma girdin ve yüzünü görmeden ezberledim. Gülkurusu yüzün hüznünü saklar. Ancak çektiklerin sanki alnındaki çizgilerin arasında yazılı gibidir.
Gel gitme, kırma sol yanımı, üzme yüreğimi. Gidersen kırılır bir bir umutlarım, kesilir aşım ekmeğim suyum, öksüz kalır şiirlerim. Gecelerime yıldız doğmaz, naçar kalır bugünüm yarınım. Gel gitme, biliyorsun ki seni çok seviyorum.
Sana ne çok ihtiyacım var, çok özledim seni. Yar özlemi, bir de sırdaşımsın. Çok arzuluyorum seni, ancak çok uzaklardasın. Olsun, ben böyle de mutluyum.
Arasan ne fark eder, aramasan ne fark eder...
Peki, ben arasam ölür müsün?
Yoooo! Ama ölmeni istemem...
Acaba bir süreliğine ‘meşgul’ mu olmuştuk? Acaba boşluk mu doldurmuştuk? “Elbet bir gün karşılaşırız” diye düşündüğümü sana birçok kez söylemiştim. Evet, bir gün mutlak karşılaşacağız. Ancak nerede, ne zaman ve nasıl, onu bilemem…
Günü doldurduğum kişilerin galiba keyfi yerine gelince veda etmeden gidiyorlar. Ancak, veda etmeden giden mutlaka döner; sen, sakın dönme!
.jpg)


Yorumlar
Yorum Gönder