Bir Güne Sığamayan Ben...
Bir Güne Sığamayan Ben...
Merhaba,
“Gün günü kovalar” derler ya; acaba her gecenin getirdiği sessizlik ve sensizlik de ertesi gününü gecesiyle ilgili olabilir mi?
Olsun ya da olmasın, her gece yüzünü anımsamakla yetinmeyip, fotoğraflarına da bakarak belleğimde tazeliyorum yüzünü. Her gün eve girerken kapıda ve bilgisayarı açtığımda adını andığıma, içten duyumsadığıma göre benim için sessizlik ve sensizlik yalnızca ertesi günün gecesiyle değil, tüm gecelerimle aynı oluyor. Çünkü her gecemi sen dolduruyorsun.
Şöyle bir hesaplama yaparsak; bazı günler erken ya da geç kalkmış olsam da genellikle sekiz, sekiz buçuk arası kalkarım, gece yarıyı geçmeden, diğer günden birkaç saat almadan da yatmam. Senin anlayacağın bir güne sığamıyorum…
Bir güne sığamayan ben, her gün yazmazsam da duramıyorum. Acaba bu alışkanlık mı, yoksa bir tür “hastalık” mı? Hangisi olursa olsun, ben Oktay Akbal’ın, “Yazmak yaşamaktır” sözüne katılıyorum.
Hüseyin Şahin arkadaşımız bir ara bu durum için “kronik” sözcüğünü kullanmıştı. Kronik; olayların günü gününe, tarih sırasına göre yazılmasıyla oluşan tarih anlamında. Diğer yandan “süreğen”, yani sürekli yinelenen anlamında bir kavram olup, eskileri “müzmin” derler. Tıpta da kronik astım, kronik faranjit, kronik sinüzit gibi kullanımları var.
Yazmamak, benim için büyük boşluk yaratıyor yaşamımda. Hani bir zamanlar, “Yaşam, zamanı doldurmak değil mi?” diye sormuştum ya; elbette ki yaşam da yalnızca yazmakla doldurulmuyor. Gezmek, okumak, eğlenmek, yürüyüş yapmak, spor yapmak, söylemek, şarkı söylemek, müzik aleti çalmak, dinlenmek, müzik dinlemek, fotoğraf çekmek, resim yapmak, şiir yazmak ve daha pek çok davranış yaşamı doldurmada var olan davranışlar…
2010 yazında Sultan Kılıç benimle bir söyleşi yapmış ve bunu Tek Kişilik Ordu” başlığı altında Arguvan Yolu dergisinde yayınlamıştık (Sayı 9).
Burada zaten günü ve yaşamı dolduran çalışmalarımdan söz ediliyordu. Dolayısıyla, bu yazıdan hareketle Sultan Kılıç’ın yaşamöykümü yazabileceğini düşündüm ve kendisi ile konuşmak için sözleştik, ancak bir daha da görüşemedik.
Gazi Üniversitesinden Prof. Fatma Ahsen Turan’ın öğrencilerinden Alpaslan Karabağ, yaşamım ve sanatım (şiir) ile ilgili bir tez çalışması yaptı ve Fatma Ahsen Turan ve Ayşe Oğuzhan Börekçi tarafından hazırlanan "Sazın ve Sözün Sultanları/Yaşayan Halk Şairleri-X" adlı kitapta yayınlandı (Gazi Üniversitesi Yay.). Çalışmada, Sultan Kılıç’ın söyleşisinden de yararlanıldı.
Üçüncü bir söyleşi Canan Sevgi Güner tarafından gerçekleştirildi. Bu çalışmada da her iki çalışmadan yararlanıldı. Ancak herhangi bir yerde yayınlanmadı.
Bu üç çalışmayı bir dosya olarak düzenledim. Sanırım yakın zamanda kitap bütünlüğüne kavuşacak…
İşte böyle…
Bir güne sığmayan zamanı ertesi güne taşırken hep sen varsın aklımda. Zaten sana yazarak da biraz olsun içimdekileri döktüğümün farkındayım. Her ne kadar mektuplarıma yanıt yazmasan da pek çok kişinin okuduğunu biliyorum. Pek çok kişinin, “Sanki bana yazılmış”, “Sanki benin söylemek istediklerimi söylemiş gibi değerlendirmeler yaptıklarına da inanıyorum.
Sevgilerimi iletiyor, güzel günlerin eksilmemesini diliyorum.
Merhaba,
“Gün günü kovalar” derler ya; acaba her gecenin getirdiği sessizlik ve sensizlik de ertesi gününü gecesiyle ilgili olabilir mi?
Olsun ya da olmasın, her gece yüzünü anımsamakla yetinmeyip, fotoğraflarına da bakarak belleğimde tazeliyorum yüzünü. Her gün eve girerken kapıda ve bilgisayarı açtığımda adını andığıma, içten duyumsadığıma göre benim için sessizlik ve sensizlik yalnızca ertesi günün gecesiyle değil, tüm gecelerimle aynı oluyor. Çünkü her gecemi sen dolduruyorsun.
Şöyle bir hesaplama yaparsak; bazı günler erken ya da geç kalkmış olsam da genellikle sekiz, sekiz buçuk arası kalkarım, gece yarıyı geçmeden, diğer günden birkaç saat almadan da yatmam. Senin anlayacağın bir güne sığamıyorum…
Bir güne sığamayan ben, her gün yazmazsam da duramıyorum. Acaba bu alışkanlık mı, yoksa bir tür “hastalık” mı? Hangisi olursa olsun, ben Oktay Akbal’ın, “Yazmak yaşamaktır” sözüne katılıyorum.
Hüseyin Şahin arkadaşımız bir ara bu durum için “kronik” sözcüğünü kullanmıştı. Kronik; olayların günü gününe, tarih sırasına göre yazılmasıyla oluşan tarih anlamında. Diğer yandan “süreğen”, yani sürekli yinelenen anlamında bir kavram olup, eskileri “müzmin” derler. Tıpta da kronik astım, kronik faranjit, kronik sinüzit gibi kullanımları var.
Yazmamak, benim için büyük boşluk yaratıyor yaşamımda. Hani bir zamanlar, “Yaşam, zamanı doldurmak değil mi?” diye sormuştum ya; elbette ki yaşam da yalnızca yazmakla doldurulmuyor. Gezmek, okumak, eğlenmek, yürüyüş yapmak, spor yapmak, söylemek, şarkı söylemek, müzik aleti çalmak, dinlenmek, müzik dinlemek, fotoğraf çekmek, resim yapmak, şiir yazmak ve daha pek çok davranış yaşamı doldurmada var olan davranışlar…
2010 yazında Sultan Kılıç benimle bir söyleşi yapmış ve bunu Tek Kişilik Ordu” başlığı altında Arguvan Yolu dergisinde yayınlamıştık (Sayı 9).
Burada zaten günü ve yaşamı dolduran çalışmalarımdan söz ediliyordu. Dolayısıyla, bu yazıdan hareketle Sultan Kılıç’ın yaşamöykümü yazabileceğini düşündüm ve kendisi ile konuşmak için sözleştik, ancak bir daha da görüşemedik.
Gazi Üniversitesinden Prof. Fatma Ahsen Turan’ın öğrencilerinden Alpaslan Karabağ, yaşamım ve sanatım (şiir) ile ilgili bir tez çalışması yaptı ve Fatma Ahsen Turan ve Ayşe Oğuzhan Börekçi tarafından hazırlanan "Sazın ve Sözün Sultanları/Yaşayan Halk Şairleri-X" adlı kitapta yayınlandı (Gazi Üniversitesi Yay.). Çalışmada, Sultan Kılıç’ın söyleşisinden de yararlanıldı.
Üçüncü bir söyleşi Canan Sevgi Güner tarafından gerçekleştirildi. Bu çalışmada da her iki çalışmadan yararlanıldı. Ancak herhangi bir yerde yayınlanmadı.
Bu üç çalışmayı bir dosya olarak düzenledim. Sanırım yakın zamanda kitap bütünlüğüne kavuşacak…
İşte böyle…
Bir güne sığmayan zamanı ertesi güne taşırken hep sen varsın aklımda. Zaten sana yazarak da biraz olsun içimdekileri döktüğümün farkındayım. Her ne kadar mektuplarıma yanıt yazmasan da pek çok kişinin okuduğunu biliyorum. Pek çok kişinin, “Sanki bana yazılmış”, “Sanki benin söylemek istediklerimi söylemiş gibi değerlendirmeler yaptıklarına da inanıyorum.
Sevgilerimi iletiyor, güzel günlerin eksilmemesini diliyorum.
Ballıkaya, 20 Eylül 2017



Yorumlar
Yorum Gönder