"Yol ikidir hangisine gideyim"




"Yol ikidir hangisine gideyim"

Merhaba,
Uzun süredir yazmak istiyordum, ancak Eylül ve Ekimi geride bırakırken ve Kasım soğukları yaklaşırken yazmayı denemek istedim.
Neden yazamadım acaba?
Anıları, acıları anımsatmayı sevmediğimden olsa gerek...
Yine de kalemi ne zaman elime alsam hep gerilere gidiyorum, acılara bandırıyorum düşüncelerimi.
Birkaç gündür hava o kadar güzel ki boğazımdaki ağrıyı neredeyse unutturuyor. Ama yine de evden çıkamadım.
Akşamları hava iyice soğuyor. Bazen kar soğuğunun andırıyor. Yükseklere de kar yağdığı söyleniyor. Sobayı kuralı da üç hafta oldu. Soğuklar zaten Eylülde başlamıştı. Bu kışın çok şiddetli geçeceği de söyleniyor.
Şiddetli dedim ya bu "zorlu" anlamında. Zor, yani dağların dayanamadığı (Zora dağlar dayanmaz)...
Aslında zorlanmadan çok çabayı anlatmak istiyor bu atasözü. Yani çalışmayı, çabayı, emeği ve bunların pek çok şeyi çözebileceğini...
Yolların da zoru var elbette...
Yolların zorunu aşan, "başardım" diyebiliyor.
Bazen yollar bizim için başlangıç olurken, bazen de son olabiliyor.
Başarıya götürebildiği gibi bazen de başarısızlığa götürüyor.
O kadar çok yol var ki sonuçta insanın amacına ulaşmada birleştirmesi gerekiyor yolları. Geriye iki yol kalıyor. O zaman da bizim yörenin türküsü devreye giriyor. Türküde ne diyordu?
"Yol ikidir hangisine gideyim"
Hangisine giderseniz gidin, bir sonucu olacaktır mutlaka.
Bazen mutluluk, bazen mutsuzluk, bazen ayrılık karşınıza çıkar. Amma velâkin yoksulluk başkadır. Hele hele mahpusluk, özgürlük...
İdama götüren yollar vardır, mezara götüren...
Batağa götüren, düzlüğe çıkaran...
Nereye götürmez ki yollar?
Tarihsel ikilem yine karşımıza çıkar…

Ve sen yoksun, bugün 1 Kasım 2016…
Bugün benim doğum günümmüş…
Nüfus cüzdanıma 1 Kasım 1953 yazılmış.
Babam, nüfusta böyle yazsa da aynı yılın aralık ayının üçüncü yarısında doğduğumu söyler.
Öyle ya da böyle altmış üç yılı geride bıraktık.
Eğer Avrupa’da yaşasaydım ancak yeni emekliliği hak edecektim. Oysa on dokuz yıl önce emekli oldum. Acaba dünyanın kaç ülkesinde kırk beş yaşında emekli olunuyor dersiniz?
O gün bu gündür sanki de öğretmenlik devam ediyor. Öğrenciler yerine kocaman bir halk kitlesi var karşımda. Hatta teknolojinin getirdiği özelliklerden dolayı dünyanın pek çok yerinden insanlar da var.
Daha çok bilim, kültür ve sanat olayları ile bu alanda uğraş verenler hakkında yazıyorum. Bilim başta olmak üzere kültür ve sanatın tüm insanlığı ilgilendirdiği bir gerçek; bir ülkenin bu alanlarda yaptıkları ile dünyaca tanınacağı da…
Bilim, kültür ve sanatı geleceğe taşımada, dünyaya duyurmada, ülkemizi tanıtmada çaba gösterenlerin olumsuz davranışlarla karşılaştığı ülkemizde gazeteci olmanın da zor yanarlı var elbette. Beşinci güç olarak, sırtını halka dayamak yerine var olan iktidarlara dayayan siyasetçi, polis, asker, hâkim, savcı ve daha başka mesleklerin rolünü üstlenen gazetecilerin olduğu ülkemizde demokrasinin gerçek anlamda özümsenmediğini söylemek yanlış olmasa gerek.
Bütün bunlar bir yana; “Yokluğun cehennemin öbür adıdır” demiş Ahmed Arif.
Ve yine o türkü aklıma gelir;
"Yol ikidir hangisine gideyim"
Söyle, sen hangisinde isen ben de o yana gideyim…

Selam ve sevgilerimle…

Yorumlar

Popüler Yayınlar